Phrasal verbs
YDS phrasal verbs listesi PDF: 76 madde
Aşağıdaki listede 76 phrasal verb ve fiil kalıbı var. Maddeler fiile göre gruplanmıştır (get, put, take, come ve go, bring ve make, look ve turn); her birinin Türkçe anlamı, örnek cümlesi ve çevirisi yanında. Tabloları burada okuyabilir ya da PDF olarak indirebilirsin.
- 76 madde
- 6 fiil grubu
- Ücretsiz PDF
PDF · 5 sayfa · 221 KB · Ücretsiz, üyelik gerekmez · Güncellendi:
Phrasal verb nedir?
Phrasal verb, bir fiilin edat ya da zarfla birleşip yeni bir anlam kazanmasıdır: get over (atlatmak), put up with (katlanmak). Anlam çoğu zaman parçaların anlamından çıkarılamaz; bu yüzden maddeyi örnek cümlesiyle öğrenmek gerekir.
Bu listede neler var?
- 76 madde, fiile göre altı grupta.
- Fiil + edat birleşimleri (get over) ile take place, make ends meet gibi fiil kalıpları birlikte yer alır.
- Her madde için Türkçe anlam, örnek cümle ve çeviri.
Listede çıkma yılı ya da sıklığı bilgisi yoktur; maddelerin ÖSYM sınavlarında çıktığı iddia edilmez.
Get ile phrasal verb ve kalıplar (13)
| Phrasal verb / kalıp | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| get over | üstesinden gelmek; atlatmak (hastalık, ayrılık) | It took her months to get over the illness. | Hastalığı atlatması aylarını aldı. |
| get by | idare etmek, geçinip gitmek | They get by on a very modest income. | Çok mütevazı bir gelirle geçinip gidiyorlar. |
| get at | demek istemek, ima etmek; ulaşmak | I still do not understand what you are getting at. | Ne demek istediğini hâlâ anlamıyorum. |
| get down to | ciddi biçimde başlamak, işe koyulmak | After a long break we finally got down to work. | Uzun bir aradan sonra nihayet işe koyulduk. |
| get around | dolaşmak; (kural, engel) etrafından dolanmak, aşmak | There is no way to get around this regulation. | Bu düzenlemeyi dolanmanın hiçbir yolu yok. |
| get across | anlaşılmasını sağlamak, karşıya geçirmek (mesaj) | The lecturer failed to get her main point across. | Öğretim üyesi ana noktasını anlatamadı. |
| get in touch with | iletişime geçmek | Please get in touch with the office before Friday. | Lütfen cumadan önce ofisle iletişime geçin. |
| get the hang of | püf noktasını kavramak, alışmak | Once you get the hang of the software, it is easy. | Yazılımın püf noktasını bir kavradın mı, kolaydır. |
| get carried away | kendini kaptırmak, aşırıya kaçmak | He got carried away and spent far too much. | Kendini kaptırdı ve çok fazla para harcadı. |
| get one's act together | kendini toplamak, düzene girmek | The team must get its act together before the final. | Takım finalden önce kendini toplamalı. |
| get the better of | alt etmek, baskın gelmek | His curiosity finally got the better of him. | Merakı sonunda ona baskın geldi. |
| get to grips with | ciddi biçimde ele almak, kavramaya başlamak | The council must get to grips with the housing shortage. | Belediye meclisi konut kıtlığını ciddi biçimde ele almalı. |
| get to the bottom of | aslını öğrenmek, esasını çözmek | Investigators are determined to get to the bottom of the case. | Soruşturmacılar davanın aslını öğrenmeye kararlı. |
Put ile phrasal verb ve kalıplar (12)
| Phrasal verb / kalıp | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| put forward | öne sürmek, ortaya atmak (öneri, kuram) | She put forward a convincing explanation for the delay. | Gecikme için inandırıcı bir açıklama öne sürdü. |
| put up with | tahammül etmek, katlanmak | I cannot put up with this noise any longer. | Bu gürültüye artık katlanamıyorum. |
| put through | bağlamak (telefon); (zorluğa) sokmak | Could you put me through to the accounts department? | Beni muhasebe bölümüne bağlayabilir misiniz? |
| put down to | -e bağlamak, -in yüzünden saymak | The doctor put the rash down to a food allergy. | Doktor kızarıklığı bir gıda alerjisine bağladı. |
| put in for | başvurmak, talep etmek | He put in for a transfer to the Ankara branch. | Ankara şubesine nakil için başvuruda bulundu. |
| put an end to | son vermek | The treaty put an end to forty years of conflict. | Antlaşma kırk yıllık çatışmaya son verdi. |
| put pressure on | baskı yapmak | Rising costs put pressure on small businesses. | Artan maliyetler küçük işletmelere baskı yapıyor. |
| put into practice | uygulamaya geçirmek | It is time to put these ideas into practice. | Bu fikirleri uygulamaya geçirmenin zamanı geldi. |
| put two and two together | olanlardan sonuç çıkarmak, ipuçlarını birleştirip anlamak | She put two and two together and guessed the truth. | Parçaları bir araya getirip gerçeği tahmin etti. |
| put one's foot down | kesin tavır almak, ayak diremek | Their father put his foot down and refused to pay. | Babaları kesin tavır aldı ve ödemeyi reddetti. |
| put someone in the picture | birini durumdan haberdar etmek | Let me put you in the picture before the meeting starts. | Toplantı başlamadan seni durumdan haberdar edeyim. |
| put at risk | riske atmak, tehlikeye atmak | Cutting the budget puts the whole project at risk. | Bütçeyi kesmek bütün projeyi riske atıyor. |
Take ile phrasal verb ve kalıplar (14)
| Phrasal verb / kalıp | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| take into account | göz önünde bulundurmak, hesaba katmak | The report takes regional differences into account. | Rapor bölgesel farklılıkları hesaba katıyor. |
| take advantage of | yararlanmak; istismar etmek | Students should take advantage of the free courses. | Öğrenciler ücretsiz derslerden yararlanmalı. |
| take for granted | olağan saymak, kıymetini bilmemek | We often take clean water for granted. | Temiz suyu çoğu zaman olağan sayarız. |
| take place | gerçekleşmek, vuku bulmak | The ceremony will take place in the main hall. | Tören ana salonda gerçekleşecek. |
| take part in | katılmak | Over fifty researchers took part in the survey. | Ellinin üzerinde araştırmacı ankete katıldı. |
| take on | üstlenmek; işe almak | She took on the role of project coordinator. | Proje koordinatörlüğü görevini üstlendi. |
| take in | kavramak, özümsemek; içine almak | There was too much detail to take in at once. | Tek seferde kavranamayacak kadar çok ayrıntı vardı. |
| take to | ısınmak, sevmeye başlamak; alışmak | The children took to their new teacher immediately. | Çocuklar yeni öğretmenlerine hemen ısındı. |
| take issue with | itiraz etmek, karşı çıkmak | Several critics took issue with her conclusions. | Birkaç eleştirmen onun vardığı sonuçlara karşı çıktı. |
| take steps | adım atmak, önlem almak | The city has taken steps to reduce air pollution. | Şehir hava kirliliğini azaltmak için adımlar attı. |
| take the initiative | inisiyatif almak, ilk adımı atmak | No one else acted, so she took the initiative. | Başka kimse harekete geçmedi, o yüzden inisiyatifi o aldı. |
| take its toll | bedelini ödetmek, yıkıcı etki bırakmak | Years of night shifts took their toll on his health. | Yıllarca süren gece vardiyaları sağlığını ağır biçimde yıprattı. |
| take charge of | sorumluluğunu almak, başına geçmek | A senior nurse took charge of the ward that night. | O gece koğuşun başına kıdemli bir hemşire geçti. |
| take note of | dikkate almak, not etmek | Please take note of the change in the timetable. | Lütfen zaman çizelgesindeki değişikliği dikkate alın. |
Come ve go ile phrasal verb ve kalıplar (13)
| Phrasal verb / kalıp | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| come to terms with | kabullenmek, uzlaşmak (kaçınılmaz bir şeyle) | It took him years to come to terms with the loss. | Kaybı kabullenmesi yıllarını aldı. |
| come up with | bulmak, üretmek (fikir, çözüm) | The team came up with an unexpectedly simple solution. | Ekip beklenmedik ölçüde basit bir çözüm buldu. |
| come down to | özü şuna varmak, -e indirgenmek | In the end it all comes down to funding. | Sonunda her şeyin özü finansmana varıyor. |
| come into effect | yürürlüğe girmek | The new rules come into effect at the start of the term. | Yeni kurallar dönem başında yürürlüğe giriyor. |
| come to light | gün yüzüne çıkmak, ortaya çıkmak | New documents came to light during the audit. | Denetim sırasında yeni belgeler gün yüzüne çıktı. |
| go over | gözden geçirmek, tekrar etmek | Let us go over the calculations one more time. | Hesaplamaları bir kez daha gözden geçirelim. |
| go along with | katılmak, uymak (fikre) | I am willing to go along with the committee's decision. | Komitenin kararına uymaya razıyım. |
| go without | -sız idare etmek, mahrum kalmak | Some families had to go without heating all winter. | Bazı aileler bütün kış ısınmadan idare etmek zorunda kaldı. |
| go in for | ilgi duymak, meraklısı olmak | He does not go in for competitive sports. | Rekabetçi sporlara ilgi duymuyor. |
| go off | çalmak (alarm); patlamak; bozulmak (yiyecek) | The alarm went off in the middle of the night. | Alarm gecenin bir yarısı çaldı. |
| go back on | sözünden dönmek | The company went back on its promise to rehire the staff. | Şirket personeli yeniden işe alma sözünden döndü. |
| go from bad to worse | kötüden beter olmak | After the second failure, things went from bad to worse. | İkinci başarısızlıktan sonra işler kötüden beter oldu. |
| go hand in hand | el ele gitmek, birlikte var olmak | Economic growth and pollution often go hand in hand. | Ekonomik büyüme ve kirlilik sıklıkla el ele gider. |
Bring ve make ile phrasal verb ve kalıplar (12)
| Phrasal verb / kalıp | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| bring to light | açığa çıkarmak, gün yüzüne çıkarmak | The investigation brought several irregularities to light. | Soruşturma birkaç usulsüzlüğü açığa çıkardı. |
| bring forward | öne almak (tarih); öne sürmek | The meeting has been brought forward to Tuesday. | Toplantı salıya öne alındı. |
| bring round | ikna etmek; kendine getirmek | It took an hour to bring him round to our view. | Onu bizim görüşümüze ikna etmek bir saat sürdü. |
| bring to an end | sona erdirmek | The ceasefire brought the fighting to an end. | Ateşkes çarpışmayı sona erdirdi. |
| make up for | telafi etmek, açığını kapatmak | Extra lessons will make up for the missed weeks. | Ek dersler kaçırılan haftaları telafi edecek. |
| make the most of | en iyi biçimde değerlendirmek | Make the most of the library while you are a student. | Öğrenciyken kütüphaneyi en iyi biçimde değerlendir. |
| make do with | -le yetinmek, idare etmek | We had to make do with a single laptop. | Tek bir dizüstü bilgisayarla idare etmek zorunda kaldık. |
| make sense of | anlam çıkarmak, çözmek | No one could make sense of the handwritten notes. | El yazısı notlardan kimse anlam çıkaramadı. |
| make headway | ilerleme kaydetmek, yol almak | Negotiators made little headway in the first round. | Müzakereciler ilk turda pek az ilerleme kaydetti. |
| make ends meet | iki yakasını bir araya getirmek | Many pensioners struggle to make ends meet. | Birçok emekli iki yakasını bir araya getirmekte zorlanıyor. |
| make a point of | özellikle yapmaya özen göstermek | She makes a point of replying to every email. | Her e-postayı yanıtlamaya özellikle özen gösterir. |
| make allowances for | anlayış göstermek, hoşgörüyle karşılamak | You must make allowances for his lack of experience. | Onun deneyimsizliğine anlayış göstermelisin. |
Look ve turn ile phrasal verb ve kalıplar (12)
| Phrasal verb / kalıp | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| look forward to | sabırsızlıkla beklemek | We look forward to hearing from you soon. | Yakında sizden haber almayı sabırsızlıkla bekliyoruz. |
| look down on | küçümsemek, tepeden bakmak | He was criticised for looking down on manual work. | El emeğini küçümsediği için eleştirildi. |
| look on | seyirci kalmak, izlemek | The crowd simply looked on as the building burned. | Bina yanarken kalabalık yalnızca seyirci kaldı. |
| look over | gözden geçirmek, incelemek | Would you look over my draft before I submit it? | Teslim etmeden önce taslağıma bir göz atar mısın? |
| turn out | olduğu ortaya çıkmak; sonuçlanmak | The rumour turned out to be completely false. | Söylentinin tümüyle yanlış olduğu ortaya çıktı. |
| turn to | başvurmak, yardım için yönelmek | With nowhere else to turn to, she called her tutor. | Başvuracak başka yeri olmadığından danışmanını aradı. |
| turn up | çıkagelmek; (ses) açmak | He turned up two hours late without an apology. | Özür dilemeden iki saat gecikmeyle çıkageldi. |
| turn a deaf ear to | kulak tıkamak, duymazdan gelmek | The management turned a deaf ear to the complaints. | Yönetim şikâyetlere kulak tıkadı. |
| turn the tables on | durumu tersine çevirmek | In the second half they turned the tables on their rivals. | İkinci yarıda durumu rakiplerinin aleyhine çevirdiler. |
| turn one's back on | sırt çevirmek, terk etmek | He turned his back on a promising academic career. | Umut verici bir akademik kariyere sırt çevirdi. |
| turn into | dönüşmek, -e çevirmek | The old warehouse was turned into a gallery. | Eski depo bir galeriye dönüştürüldü. |
| turn against | aleyhine dönmek, karşı çıkmaya başlamak | Public opinion gradually turned against the war. | Kamuoyu giderek savaşın aleyhine döndü. |
PDF · 5 sayfa · 221 KB. Ücretsiz, üyelik gerekmez.
Phrasal verb'ler nasıl çalışılır?
Phrasal verb'leri fiile göre grupla ve her maddeyi örnek cümlesiyle öğren; anlamı edatın tek başına anlamından tahmin etmeye çalışma.
- Aynı fiilin farklı edatlarla kazandığı anlamları yan yana çalış: get over, get by, get at.
- Anlamı kelime kelime çevirmeye çalışma; maddeyi örnek cümlesinin içinde öğren.
- Maddelerde geçen someone ve one's gibi sözcüklere dikkat et; kalıpta nesnenin (kişinin) girdiği yeri gösterir.
- Okuduğun metinlerde karşılaştığın phrasal verb'leri bu listede ara ve cümleleri karşılaştır.
Sık sorulanlar
Phrasal verb nedir?
Bir fiilin edat ya da zarfla birleşip yeni bir anlam kazanmasıdır. Örneğin get over 'atlatmak', put up with 'katlanmak' demektir. Anlam çoğu zaman parçalardan çıkarılamaz.
Bu listedeki her madde phrasal verb mi?
Hayır. Listede fiil + edat birleşimlerinin yanında take place, make ends meet gibi fiil kalıpları da var. İkisi birlikte, fiile göre gruplanmış olarak verilmiştir.
Phrasal verb'leri ezberlemeli miyim?
Tek tek ezberlemek yerine fiile göre grupla ve örnek cümleyle öğren. Böylece aynı fiilin farklı edatlarla anlamının nasıl değiştiğini görürsün.
Listedeki maddeler ÖSYM sınavlarında çıktı mı?
Bu bilgiyi vermiyoruz: listede çıkma yılı ya da sıklığı yoktur. Liste YDS Matik uygulamasının içeriğinden hazırlanmış örnek bir derlemedir.
PDF ücretsiz mi? Üye olmam gerekir mi?
PDF ücretsizdir; üyelik, e-posta adresi ya da giriş gerekmez. İndirme düğmesine basman yeterli.
Kelime, phrasal verb, kök-ek ve deyim listeleri YDS Matik uygulamasının içeriğinden; konu tabloları ve örnek cümleleri YDS Matik için ayrıca hazırlandı. Hiçbirinin ÖSYM sınavlarında çıktığı ya da ne sıklıkta çıktığı iddia edilmez; sınav kuralları için ÖSYM'nin güncel kılavuzlarına bak.
Diğer kaynaklar
- Kelime listesi
YDS kelime listesi PDF: 200 sınav sözcüğü
200 sınav sözcüğü: isim, sıfat, fiil ve zarf. Türkçe anlam, örnek cümle ve çeviri.200 YDS Kelime Listesini ve PDF'i GörPDF · 11 sayfa · 433 KB - Deyimler
İngilizce deyimler listesi PDF: 89 deyim ve kalıp
89 İngilizce deyim ve kalıp, sekiz kategoride: Türkçe anlam, örnek cümle ve çeviri.89 YDS Deyim ve Kalıp Listesini İncelePDF · 6 sayfa · 250 KB
İlgili rehber yazıları
- Çalışma planı
YDS'ye nasıl çalışılır? Hafta hafta hazırlık planı
Hedefini belirle, 12 haftalık örnek planla kelime, gramer, okuma ve denemeyi dengele. - Soru tipleri
YDS soru tipleri: 80 soruda seni neler bekliyor?
Kelime, gramer, cloze test, çeviri, okuma ve paragraf soruları: her tip ne ölçer ve nasıl çözülür.