İçeriğe geç
YDS Matik

Kelime listesi

YDS kelime listesi PDF: 200 sınav sözcüğü

Aşağıdaki listede 200 YDS sınav sözcüğü var: 50 isim, 50 sıfat, 50 fiil ve 50 zarf. Her kelimenin Türkçe anlamı, bir örnek cümlesi ve cümlenin çevirisi yanında. Tabloları burada okuyabilir ya da PDF olarak indirebilirsin.

  • 200 kelime
  • Örnek cümle + çeviri
  • Ücretsiz PDF

PDF · 11 sayfa · 433 KB · Ücretsiz, üyelik gerekmez · Güncellendi:

Bu listede neler var?

  • 50 isim, 50 sıfat, 50 fiil ve 50 zarf, toplam 200 kelime.
  • Her kelime için Türkçe anlam, bir İngilizce örnek cümle ve cümlenin Türkçe çevirisi.
  • Kelimeler türüne göre gruplanmıştır. Tablolar bu sayfada açıktır; PDF aynı içeriği taşır.

Liste nasıl seçildi?

Kelimeler YDS Matik uygulamasındaki YDS sınav sözcükleri listesinden alındı: her türün listesindeki ilk 50 kelime.

Bu liste ÖSYM'nin çıkmış kelimelerini ya da bir kelimenin sınavlarda ne sıklıkta geçtiğini göstermez. ÖSYM'nin 2026 YDS ve YÖKDİL kılavuzlarında bilinmesi gereken bir kelime sayısı ya da resmî bir kelime listesi de yer almaz; bu liste örnek bir derlemedir.

İsimler (50)

İsimler (50)
KelimeTürkçe anlamÖrnek cümleÇevirisi
strikegrev; vuruşThe rail workers are on strike.Demiryolu işçileri grevde.
electionseçimThe party lost the election despite leading in every poll.Parti, her ankette önde olmasına karşın seçimi kaybetti.
precautionönlem, tedbirFarmers took every precaution against the coming frost.Çiftçiler yaklaşan dona karşı her türlü önlemi aldı.
promisesöz, vaatA politician who breaks a promise rarely wins a second term.Sözünü tutmayan bir siyasetçi ikinci dönemi nadiren kazanır.
doubtşüphe, kuşkuI have no doubt that you will succeed.Başaracağına dair hiçbir şüphem yok.
dependencebağımlılıkThe economy's dependence on silver exports is a serious risk.Ekonominin gümüş ihracatına bağımlılığı ciddi bir risktir.
approvalonay, uygun bulmaThe manager gave his approval.Yönetici onayını verdi.
confusionkarışıklık, kafa karışıklığıThe sudden change of platform caused confusion among the passengers.Peronun ani değişmesi yolcular arasında karışıklığa yol açtı.
expressionifade, deyişFreedom of expression is protected by the constitution.İfade özgürlüğü anayasayla korunur.
contributionkatkıHer research made a lasting contribution to the field of genetics.Araştırması genetik alanına kalıcı bir katkı sundu.
involvementkatılım, dahil olma; karışmaHis involvement in the scandal ended his career.Skandala karışması kariyerini bitirdi.
referencereferans, atıfThe author makes no reference to the earlier study in his book.Yazar kitabında önceki çalışmaya hiç atıfta bulunmuyor.
managementyönetimPoor management, not a lack of funding, caused the company to fail.Şirketin batmasına fon eksikliği değil, kötü yönetim yol açtı.
arrangementdüzenleme, ayarlamaWe have made all the arrangements for the conference.Konferans için tüm düzenlemeleri yaptık.
competitionrekabet, yarışmaWe face tough competition from China.Çin'den gelen sert bir rekabetle karşı karşıyayız.
purchasesatın almaKeep your receipt as proof of purchase.Satın alma belgesi olarak fişinizi saklayın.
customgelenek, görenekShaking hands on meeting is an old custom in many cultures.Tanışırken el sıkışmak birçok kültürde eski bir gelenektir.
accommodationkonaklama, barınmaThe university provides accommodation for first-year students.Üniversite birinci sınıf öğrencilerine konaklama sağlar.
departureayrılış, kalkış; sapma, kopuşHis resignation marked a sharp departure from the party's traditions.İstifası, partinin geleneklerinden keskin bir kopuşa işaret etti.
oppositionmuhalefet, karşıtlıkThe new tax faced strong opposition.Yeni vergi güçlü bir muhalefetle karşılaştı.
reasonsebep; akılThe reason for the delay is bad weather.Gecikmenin nedeni kötü havadır.
disappointmenthayal kırıklığıThe movie was a big disappointment.Film büyük bir hayal kırıklığıydı.
suggestionöneriMay I make a suggestion about the seating plan?Oturma planı hakkında bir öneride bulunabilir miyim?
denialinkâr, reddetmeHe is in denial about his addiction.Bağımlılığı konusunda inkâr içinde.
performanceperformans, icraRegular feedback improves employee performance considerably.Düzenli geri bildirim çalışan performansını hatırı sayılır ölçüde artırır.
applicationbaşvuru; uygulamaYour application for the scholarship must reach us by Friday.Burs başvurunuz cuma gününe kadar bize ulaşmalı.
responsibilitysorumlulukNo one was willing to take responsibility for the error.Kimse hata için sorumluluk almaya istekli değildi.
vacancyboş kadro; boş odaThe hotel had no vacancy during the festival.Otelde festival boyunca boş oda yoktu.
opiniongörüş, fikirIn my opinion, this is a bad idea.Benim fikrime göre, bu kötü bir fikir.
assessmentdeğerlendirmeThe damage assessment is complete.Hasar değerlendirmesi tamamlandı.
appointmentrandevu; atamaI have an appointment with the dentist at three.Üçte dişçiyle randevum var.
agreementanlaşma, uzlaşmaThey signed a trade agreement.Ticaret anlaşması imzaladılar.
eventolay, etkinlikIn the event of a power cut, the generator starts automatically.Elektrik kesintisi hâlinde jeneratör otomatik olarak çalışır.
abilityyetenek, kabiliyetShe has the ability to learn fast.Hızlı öğrenme yeteneğine sahip.
versedize, şiirHe could recite every verse of the poem from memory.Şiirin her dizesini ezberden okuyabiliyordu.
topickonuThe topic of the meeting is sales.Toplantının konusu satışlardır.
admirationhayranlıkShe earned the admiration of her colleagues for her honesty.Dürüstlüğüyle meslektaşlarının hayranlığını kazandı.
illusionyanılsama, illüzyonThe oasis was just an optical illusion.Vaha yalnızca optik bir yanılsamaydı.
destinykader, yazgıThey believed that nations control their own destiny.Ulusların kendi kaderlerini yönettiğine inanıyorlardı.
compulsionzorlama; karşı konulmaz istek, dürtüShe felt a strange compulsion to check the lock again.Kilidi bir kez daha kontrol etmek için tuhaf bir dürtü hissetti.
potentialpotansiyelThe young player has enormous potential but needs discipline.Genç oyuncunun muazzam bir potansiyeli var ama disipline ihtiyacı var.
preferencetercihMost respondents expressed a clear preference for online lessons.Katılımcıların çoğu çevrimiçi dersler için açık bir tercih belirtti.
significanceönem, anlamlılıkThe discovery is of great significance to medical research.Bu keşif tıbbi araştırmalar için büyük önem taşıyor.
disturbancerahatsızlık, bozulmaEven a small disturbance can ruin a bird's nesting season.Küçük bir rahatsızlık bile bir kuşun yuvalanma dönemini bozabilir.
reversaltersine dönme, geri çevirmeThe court's decision marked a complete reversal of earlier policy.Mahkemenin kararı önceki politikanın tam tersine dönmesine işaret etti.
conflictçatışma, uyuşmazlıkThe conflict between the two countries lasted ten years.İki ülke arasındaki çatışma on yıl sürdü.
decisionkararThe board took several days to make a final decision.Kurulun nihai kararı vermesi birkaç gün sürdü.
wonderharika şey; merakThe Great Pyramid is one of the wonders of the ancient world.Büyük Piramit, antik dünyanın harikalarından biridir.
inventionicat, buluşThe invention of the printing press transformed European society.Matbaanın icadı Avrupa toplumunu dönüştürdü.
survivalhayatta kalmaAccess to clean water is essential for the survival of the village.Temiz suya erişim köyün hayatta kalması için zorunludur.

Sıfatlar (50)

Sıfatlar (50)
KelimeTürkçe anlamÖrnek cümleÇevirisi
competentyetkin, ehilOnly a competent engineer should sign off on the design.Tasarımı yalnızca yetkin bir mühendis onaylamalı.
sensiblemantıklı, makulTaking notes is a sensible habit.Not almak mantıklı bir alışkanlıktır.
rapidhızlıThe region has undergone rapid industrial growth since 2000.Bölge 2000'den bu yana hızlı bir sanayi büyümesi yaşadı.
faithfulsadık, vefalıThe translation is faithful to the original text.Çeviri orijinal metne sadıktır.
considerablehatırı sayılır, önemli ölçüdeThe project required a considerable amount of money.Proje hatırı sayılır miktarda para gerektirdi.
suitableuygun, elverişliThe film is not suitable for children under twelve.Film on iki yaş altındaki çocuklar için uygun değil.
influentialetkili, nüfuzluShe became the most influential critic of her generation.Kendi kuşağının en etkili eleştirmeni oldu.
punctualdakikEmployees are expected to be punctual for every meeting.Çalışanların her toplantıya dakik gelmesi beklenir.
variabledeğişkenRainfall in the region is highly variable from year to year.Bölgedeki yağış yıldan yıla büyük ölçüde değişkendir.
detailedayrıntılıGive me a detailed report.Bana ayrıntılı bir rapor ver.
thoroughkapsamlı, titizThe police conducted a thorough search.Polis titiz ve kapsamlı bir arama yürüttü.
sufficientyeterliThe evidence was not sufficient to secure a conviction.Kanıtlar bir mahkûmiyet sağlamak için yeterli değildi.
steadyistikrarlı, sabitDemand for the product has remained steady throughout the year.Ürüne olan talep yıl boyunca istikrarlı kaldı.
consideratedüşünceli, saygılıIt was considerate of you to warn us about the delay.Gecikme konusunda bizi uyarman düşünceliydi.
familiartanıdık, aşinaMost students are already familiar with this formula.Öğrencilerin çoğu bu formülü zaten biliyor.
watchfuldikkatli, tetikteThe children played under the watchful eye of their teacher.Çocuklar öğretmenlerinin dikkatli gözü altında oynadı.
confidentkendinden emin; eminThe researchers are confident that the results can be repeated.Araştırmacılar sonuçların yinelenebileceğinden emin.
virtuouserdemliThe novel portrays a virtuous man ruined by a corrupt system.Roman, bozuk bir düzenin mahvettiği erdemli bir adamı betimliyor.
forgivingbağışlayıcı, affediciHe proved unusually forgiving towards those who betrayed him.Kendisine ihanet edenlere karşı alışılmadık ölçüde affedici olduğunu gösterdi.
forcefulgüçlü, etkileyiciThe lawyer made a forceful argument for the defendant's release.Avukat, sanığın serbest bırakılması için güçlü bir argüman öne sürdü.
genuinegerçek, samimiHis concern for the refugees appeared entirely genuine.Mültecilere yönelik kaygısı tümüyle samimi görünüyordu.
skillfulbecerikli, hünerliA skillful negotiator can turn a deadlock into an agreement.Becerikli bir müzakereci bir tıkanıklığı anlaşmaya çevirebilir.
extravagantsavurgan, aşırıThe council was criticised for its extravagant spending.Belediye meclisi savurgan harcamaları yüzünden eleştirildi.
currentgüncel, mevcutThe current regulations do not cover electric scooters.Mevcut düzenlemeler elektrikli scooterları kapsamıyor.
nervousgergin, endişeliShe felt nervous about speaking in front of the whole faculty.Bütün fakültenin önünde konuşmak konusunda gergin hissetti.
sensitivehassas, duyarlıPhotographic film is extremely sensitive to light.Fotoğraf filmi ışığa aşırı derecede duyarlıdır.
reliablegüvenilirThis is a highly reliable aircraft.Bu son derece güvenilir bir uçaktır.
selfishbencilIt was selfish of him to keep the discovery to himself.Keşfi kendine saklaması bencilceydi.
enthusiasticistekli, coşkuluThe audience was enthusiastic about the new production.İzleyici yeni yapım konusunda coşkuluydu.
comprehensivekapsamlıThe book offers a comprehensive survey of Ottoman architecture.Kitap, Osmanlı mimarlığının kapsamlı bir incelemesini sunuyor.
relevantilgili, konuyla bağlantılıPlease include only information relevant to the application.Lütfen yalnızca başvuruyla ilgili bilgileri ekleyin.
indifferentilgisiz, kayıtsızVoters seemed largely indifferent to the debate.Seçmenler tartışmaya büyük ölçüde kayıtsız görünüyordu.
convenientuygun, kullanışlıWould Thursday morning be a convenient time for you?Perşembe sabahı sizin için uygun bir zaman olur mu?
temporarygeçiciThe bridge is only a temporary solution to the traffic problem.Köprü trafik sorununa yalnızca geçici bir çözümdür.
vitalhayati, çok önemliFresh water is vital for life.Tatlı su yaşam için hayati önem taşır.
probableolası, muhtemelA further rise in interest rates now seems probable.Faiz oranlarında yeni bir artış artık olası görünüyor.
contemporaryçağdaşShe enjoys contemporary art.Çağdaş sanattan hoşlanır.
urgentacilThe letter was marked urgent but nobody opened it.Mektupta 'acil' yazıyordu ama kimse açmadı.
superficialyüzeyselHis knowledge of the subject turned out to be rather superficial.Konuya dair bilgisinin oldukça yüzeysel olduğu anlaşıldı.
adultyetişkinAdult tickets cost twice as much as children's tickets.Yetişkin biletleri çocuk biletlerinin iki katı fiyatındadır.
competitiverekabetçiUniversity admission has become increasingly competitive.Üniversiteye giriş giderek daha rekabetçi hâle geldi.
coherenttutarlı, anlaşılırThe minister failed to give a coherent explanation.Bakan tutarlı bir açıklama yapamadı.
precisekesin, tamWe still do not know the precise cause of the failure.Arızanın kesin nedenini hâlâ bilmiyoruz.
widespreadyaygınThe reform met widespread support among teachers.Reform öğretmenler arasında yaygın destek gördü.
hostiledüşmanca; elverişsizThe environment on Mars is extremely hostile.Mars'taki ortam yaşama son derece elverişsizdir.
sustainablesürdürülebilirThe city is investing in sustainable public transport.Şehir sürdürülebilir toplu taşımaya yatırım yapıyor.
secularlaik, dünyeviTurkey has a secular system of public education.Türkiye'nin laik bir kamu eğitim sistemi vardır.
restrictivekısıtlayıcıCritics say the new rules are unnecessarily restrictive.Eleştirmenler yeni kuralların gereksiz ölçüde kısıtlayıcı olduğunu söylüyor.
desperateçaresiz, umutsuzThe villagers were desperate for clean drinking water.Köylüler temiz içme suyu için çaresiz durumdaydı.
preventiveönleyiciPreventive care reduces long-term hospital costs.Önleyici bakım uzun vadeli hastane maliyetlerini azaltır.

Fiiller (50)

Fiiller (50)
KelimeTürkçe anlamÖrnek cümleÇevirisi
apologizeözür dilemekThe airline apologized to passengers for the long delay.Havayolu uzun gecikme için yolculardan özür diledi.
concludesonuca varmak; bitirmekThe researchers concluded that the drug had no lasting effect.Araştırmacılar ilacın kalıcı bir etkisi olmadığı sonucuna vardı.
quarrelkavga etmek, tartışmakThe two brothers often quarrel over money.İki kardeş sık sık para yüzünden tartışır.
contrastkarşıtlık oluşturmakThe black and white colours contrast nicely.Siyah ve beyaz renkler güzel bir zıtlık oluşturuyor.
blamesuçlamakNobody should blame the driver for the accident.Kimse kaza için sürücüyü suçlamamalı.
contestitiraz etmek; yarışmakThe company contested the ruling in a higher court.Şirket karara üst mahkemede itiraz etti.
persuadeikna etmekI tried to persuade him to join us.Bize katılması için onu ikna etmeye çalıştım.
inheritmiras almakHe inherited a fortune from his grandfather.Büyükbabasından bir servet miras aldı.
engagemeşgul etmek; katılmakThe university engages in research on renewable fuels.Üniversite yenilenebilir yakıtlar üzerine araştırma yürütüyor.
demonstrategöstermek, kanıtlamakThe technician demonstrated how to fix the engine.Teknisyen motorun nasıl tamir edileceğini uygulamalı gösterdi.
distributedağıtmakThe products are distributed globally.Ürünler küresel olarak dağıtılır.
publishyayımlamakHe wants to publish his own book.Kendi kitabını yayımlamak istiyor.
containiçermekThe soil contains unusually high levels of iron.Toprak alışılmadık ölçüde yüksek düzeyde demir içeriyor.
departayrılmak, kalkmakThe last train departs from platform four at midnight.Son tren gece yarısı dört numaralı perondan kalkar.
employistihdam etmek; kullanmakThe company will employ new technicians.Şirket yeni teknisyenleri işe alacak.
requiregerektirmekThe procedure requires the patient to fast for eight hours.İşlem, hastanın sekiz saat aç kalmasını gerektiriyor.
respectsaygı duymakEveryone should respect other people's privacy.Herkes başkalarının mahremiyetine saygı duymalıdır.
refusereddetmekHe refused to answer any further questions.Başka hiçbir soruyu yanıtlamayı reddetti.
challengemeydan okumak; sorgulamakHe challenged the champion.Şampiyona meydan okudu.
expectbeklemek, ummakWe expect the committee to reach a decision by Friday.Komitenin cuma gününe kadar bir karara varmasını bekliyoruz.
claimiddia etmek; talep etmekYou can claim your refund here.Para iadenizi buradan talep edebilirsiniz.
regardsaymak, addetmekMany critics regard the novel as her finest work.Birçok eleştirmen romanı onun en iyi eseri olarak görüyor.
includeiçermek, dahil etmekThe fee includes accommodation but not travel.Ücret konaklamayı kapsıyor ama yolculuğu kapsamıyor.
prefertercih etmekMost students prefer studying at home to using the library.Öğrencilerin çoğu kütüphaneyi kullanmaktansa evde çalışmayı yeğliyor.
objectitiraz etmekLocal residents objected to the building of the new road.Yerel sakinler yeni yolun yapımına itiraz etti.
establishkurmak; kanıtlamakThe society was established in 1897 by a group of teachers.Dernek 1897'de bir grup öğretmen tarafından kuruldu.
preservekorumak, muhafaza etmekWe must preserve historical buildings.Tarihî binaları korumalıyız.
raiseyükseltmek, artırmak; yetiştirmekThe company raised its prices.Şirket fiyatlarını artırdı.
restoreeski hâline getirmek, onarmakElectricity was restored to the village after three days.Köye elektrik üç gün sonra yeniden verildi.
spoilbozmak; şımartmakThe milk spoiled because it was left outside.Süt dışarıda bırakıldığı için bozuldu.
insistısrar etmekShe insisted on paying for the meal herself.Yemeğin parasını kendisinin ödemesi konusunda ısrar etti.
complainşikâyet etmekSeveral tenants complained to the landlord about the heating.Birkaç kiracı ısıtma konusunda ev sahibine şikâyette bulundu.
replycevap vermekHe never replied to any of my letters.Mektuplarımın hiçbirine cevap vermedi.
informbilgilendirmekPlease inform the office of any change of address.Lütfen adres değişikliğini ofise bildirin.
explainaçıklamakThe teacher explained the rule to the class again.Öğretmen kuralı sınıfa yeniden açıkladı.
reachulaşmak, varmakThe climbers reached the summit shortly after dawn.Dağcılar zirveye şafaktan kısa süre sonra ulaştı.
expandgenişlemek, büyümekThe business expanded rapidly into the Asian market.İşletme Asya pazarına hızla yayıldı.
explorekeşfetmek, araştırmakThey hired a guide to explore the jungle.Ormanı keşfetmek için bir rehber tuttular.
exceedaşmak, geçmekCosts exceeded the original estimate by nearly a third.Maliyetler ilk tahmini neredeyse üçte bir oranında aştı.
disturbrahatsız etmekPlease do not disturb the nesting birds.Lütfen yuvadaki kuşları rahatsız etmeyin.
deceivealdatmak, kandırmakHe deceived his partners for money.Para için ortaklarını kandırdı.
influenceetkilemekSocial media can influence the way teenagers think.Sosyal medya, gençlerin düşünme biçimini etkileyebilir.
compelzorlamak, mecbur etmekThe evidence compelled the jury to find him guilty.Kanıtlar jüriyi onu suçlu bulmaya zorladı.
encourageteşvik etmek, cesaretlendirmekThe teacher encouraged the students.Öğretmen öğrencileri cesaretlendirdi.
preventönlemek, engellemekThe fence prevents deer from entering the orchard.Çit, geyiklerin meyve bahçesine girmesini engelliyor.
occupyişgal etmek; meşgul etmek; (zamanını) almakWriting reports occupies most of her working day.Rapor yazmak iş gününün çoğunu alıyor.
placeyerleştirmek, koymakShe placed the vase carefully on the top shelf.Vazoyu üst rafa dikkatle yerleştirdi.
inhabityaşamak, ikamet etmekOnly a few hundred people inhabit the island in winter.Kışın adada yalnızca birkaç yüz kişi yaşıyor.
discoverkeşfetmekAstronomers discovered the comet using an amateur telescope.Gökbilimciler kuyruklu yıldızı amatör bir teleskopla keşfetti.
surveyanket yapmak; incelemekThe team surveyed 500 households about their internet use.Ekip, internet kullanımı konusunda 500 haneye anket uyguladı.

Zarflar (50)

Zarflar (50)
KelimeTürkçe anlamÖrnek cümleÇevirisi
decisivelykararlı bir biçimdeThe government acted decisively to contain the outbreak.Hükûmet salgını sınırlamak için kararlı biçimde hareket etti.
regularlydüzenli olarakPatients are advised to have their blood pressure checked regularly.Hastalara tansiyonlarını düzenli olarak ölçtürmeleri önerilir.
reluctantlyisteksizceShe reluctantly agreed to postpone the trip.Geziyi ertelemeyi isteksizce kabul etti.
speciallyözellikle, özel olarakThe software was specially designed for visually impaired users.Yazılım özellikle görme engelli kullanıcılar için tasarlandı.
elaboratelyayrıntılı biçimde, özenleThe manuscript is elaborately decorated with gold leaf.El yazması altın varakla ayrıntılı biçimde süslenmiştir.
completelytamamenThe old bridge was completely destroyed by the flood.Eski köprü sel tarafından tamamen yıkıldı.
sensiblymantıklı biçimdeHe sensibly kept a copy of every document.Akıllıca davranıp her belgenin bir kopyasını sakladı.
consequentlysonuç olarakThe harvest failed; consequently, food prices doubled.Hasat başarısız oldu; sonuç olarak gıda fiyatları iki katına çıktı.
nervouslygergin biçimdeThe candidate glanced nervously at the clock.Aday gergin biçimde saate göz attı.
reliablygüvenilir biçimdeThe device works reliably even at low temperatures.Cihaz düşük sıcaklıklarda bile güvenilir biçimde çalışıyor.
generouslycömertçeLocal businesses contributed generously to the appeal.Yerel işletmeler yardım çağrısına cömertçe katkıda bulundu.
unusuallyalışılmadık biçimdeThe winter was unusually mild across the whole region.Kış bütün bölgede alışılmadık ölçüde ılıman geçti.
properlydüzgün biçimde, gerektiği gibiThe equipment will not work unless it is properly installed.Ekipman gerektiği gibi kurulmadıkça çalışmaz.
inevitablykaçınılmaz olarakSuch rapid growth inevitably brings environmental costs.Bu kadar hızlı bir büyüme kaçınılmaz olarak çevresel maliyetler getirir.
satisfactorilytatmin edici biçimdeNone of the witnesses could explain the delay satisfactorily.Tanıkların hiçbiri gecikmeyi tatmin edici biçimde açıklayamadı.
previouslydaha önceThe site had previously been used as a military depot.Alan daha önce askerî bir depo olarak kullanılmıştı.
rapidlyhızlaThe city's population is growing rapidly.Şehrin nüfusu hızla artıyor.
seriouslyciddi biçimdeThe drought has seriously affected this year's yield.Kuraklık bu yılın verimini ciddi biçimde etkiledi.
extremelyaşırı derecedeWorking at that altitude is extremely dangerous.O yükseklikte çalışmak son derece tehlikelidir.
terriblykorkunç derecedeI am terribly sorry for the confusion.Karışıklık için son derece üzgünüm.
reasonablymakul biçimdeThe instructions are reasonably clear for a first-time user.Talimatlar ilk kez kullanan biri için makul ölçüde açık.
eventuallysonunda, eninde sonundaAfter several attempts, they eventually reached the summit.Birkaç denemeden sonra sonunda zirveye ulaştılar.
increasinglygiderek artan biçimdeEmployers are increasingly demanding digital skills.İşverenler giderek artan biçimde dijital beceri talep ediyor.
doubtfullyşüpheyleHe looked doubtfully at the figures on the screen.Ekrandaki sayılara şüpheyle baktı.
adequatelyyeterli biçimdeThe staff were not adequately trained for the emergency.Personel acil durum için yeterli biçimde eğitilmemişti.
hardlyneredeyse hiç, zar zorI can hardly hear you; the line is very bad.Seni zar zor duyuyorum; hat çok kötü.
enormouslymuazzam ölçüdeThe project benefited enormously from local volunteers.Proje yerel gönüllülerden muazzam ölçüde yararlandı.
immenselyson dereceThe exhibition proved immensely popular with families.Sergi ailelerde son derece popüler oldu.
simultaneouslyeş zamanlı olarakThe signal was broadcast simultaneously in five languages.Sinyal eş zamanlı olarak beş dilde yayınlandı.
alternativelyalternatif olarakYou may submit the form online; alternatively, you can post it.Formu çevrimiçi gönderebilirsiniz; alternatif olarak postayla da yollayabilirsiniz.
fluentlyakıcı biçimdeHe speaks four languages fluently.Dört dili akıcı biçimde konuşuyor.
hopefullyumarım, umutlaHopefully, the repairs will be finished before the rain starts.Umarım onarımlar yağmur başlamadan bitmiş olur.
widelygeniş çaptaThe technique is now widely used in modern surgery.Teknik artık modern cerrahide geniş çapta kullanılıyor.
sensitivelyduyarlı biçimdeThe journalist handled the interview sensitively.Gazeteci röportajı duyarlı biçimde yürüttü.
traditionallygeleneksel olarakBread was traditionally baked in a communal oven.Ekmek geleneksel olarak ortak bir fırında pişirilirdi.
suitablyuygun biçimdeApplicants must be suitably qualified for the post.Başvuranlar, görev için gereken niteliklere sahip olmalıdır.
notablyözellikle, dikkat çekici biçimdeSeveral countries, notably Norway, opposed the proposal.Birkaç ülke, özellikle Norveç, öneriye karşı çıktı.
markedlybelirgin biçimdeResults differed markedly between the two groups.Sonuçlar iki grup arasında belirgin biçimde farklılaştı.
mutuallykarşılıklı olarakThe two explanations are not mutually exclusive.İki açıklama karşılıklı olarak birbirini dışlamaz.
exactlytam olarakThat is exactly the point the author is making.Yazarın yaptığı nokta tam olarak budur.
heavilyağır biçimde, yoğun olarakThe country relies heavily on imported energy.Ülke ithal enerjiye ağır biçimde bağımlıdır.
currentlyşu anda, hâlihazırdaThe museum is currently closed for restoration.Müze şu anda restorasyon için kapalıdır.
profoundlyderindenThe experience profoundly changed his view of medicine.Bu deneyim tıbba bakışını derinden değiştirdi.
likelymuhtemelenThe meeting will most likely be postponed until next week.Toplantı büyük olasılıkla gelecek haftaya ertelenecek.
trulygerçektenOnly a few of these paintings are truly original.Bu tabloların yalnızca birkaçı gerçekten orijinaldir.
ideallyideal olarakIdeally, the samples should be tested within two hours.İdeal olarak örnekler iki saat içinde test edilmelidir.
partiallykısmenThe tunnel remains partially blocked by debris.Tünel enkazla kısmen kapalı durumda.
fairlyoldukça; adil biçimdeThe instructions were fairly easy to follow.Talimatları izlemek oldukça kolaydı.
secretlygizliceThe documents were secretly copied before the raid.Belgeler baskından önce gizlice kopyalandı.
suddenlyanidenThe engine suddenly cut out halfway across the lake.Motor gölün ortasında aniden durdu.
YDS kelime listesi PDF'ini indir (PDF · 11 sayfa · 433 KB)

PDF · 11 sayfa · 433 KB. Ücretsiz, üyelik gerekmez.

YDS kelimeleri nasıl çalışılır?

Kelimeyi tek başına ezberlemek yerine örnek cümlesiyle ve aralıklı tekrarla çalışmak daha kalıcıdır.

  1. Listeden her gün küçük bir bölüm seç. Önce Türkçe anlamına bakma; kelimeyi örnek cümlenin içinde anlamaya çalış.
  2. Anlamı kontrol et ve kelimeyi kendi cümlenle yeniden yaz.
  3. Aynı kelimelere ertesi gün, üç gün sonra ve bir hafta sonra yeniden bak. Bildiklerini ayır, zorlandıklarını daha sık tekrarla.
  4. Aynı kökten gelen kelimeleri birlikte çalış; kök ve ek tablosu bunun için işine yarar.

Aralıklı tekrarı elle takip etmek zahmetlidir. YDS Matik'te kelime kartlarında zorlandığın kelime yeniden önüne gelir.

Sık sorulanlar

YDS'de kaç kelime bilmek gerekir?

ÖSYM'nin 2026 kılavuzunda bunun için bir sayı ya da resmî kelime listesi yer almaz. 2026 YDS kılavuzuna göre sınav sözcük bilgisi, dil bilgisi, çeviri ve okuduğunu anlamayı ölçer; kelime bilgisi bunun yalnızca bir parçasıdır. Önemli olan kelimeleri cümle içinde tanıyabilmendir.

Bu liste ÖSYM'nin çıkmış kelimeleri mi?

Bunu iddia etmiyoruz. Listede çıkmış kelime ya da çıkma sıklığı bilgisi yoktur; YDS Matik'teki YDS sınav sözcükleri listesinden alınmış örnek bir derlemedir.

PDF ücretsiz mi? Üye olmam gerekir mi?

PDF ücretsizdir; üyelik, e-posta adresi ya da giriş gerekmez. İndirme düğmesine basman yeterli.

Listenin tamamı nerede?

Burada 200 kelime var. YDS Matik uygulamasında 4.612 kelime kartı bulunur; kartlar aralıklı tekrarla çalıştırılır ve uygulama internetsiz de çalışır.

YDS kelimelerini nasıl ezberlerim?

Kelimeyi tek başına değil, örnek cümlesiyle öğren ve aynı kelimelere belirli aralıklarla geri dön. Bildiklerini ayırıp zorlandıklarını daha sık tekrarlamak, hepsini her gün baştan çalışmaktan daha verimlidir.

Kaynaklar

Kelime, phrasal verb, kök-ek ve deyim listeleri YDS Matik uygulamasının içeriğinden; konu tabloları ve örnek cümleleri YDS Matik için ayrıca hazırlandı. Hiçbirinin ÖSYM sınavlarında çıktığı ya da ne sıklıkta çıktığı iddia edilmez; sınav kuralları için ÖSYM'nin güncel kılavuzlarına bak.