Kelime listesi
YDS kelime listesi PDF: 200 sınav sözcüğü
Aşağıdaki listede 200 YDS sınav sözcüğü var: 50 isim, 50 sıfat, 50 fiil ve 50 zarf. Her kelimenin Türkçe anlamı, bir örnek cümlesi ve cümlenin çevirisi yanında. Tabloları burada okuyabilir ya da PDF olarak indirebilirsin.
- 200 kelime
- Örnek cümle + çeviri
- Ücretsiz PDF
PDF · 11 sayfa · 433 KB · Ücretsiz, üyelik gerekmez · Güncellendi:
Bu listede neler var?
- 50 isim, 50 sıfat, 50 fiil ve 50 zarf, toplam 200 kelime.
- Her kelime için Türkçe anlam, bir İngilizce örnek cümle ve cümlenin Türkçe çevirisi.
- Kelimeler türüne göre gruplanmıştır. Tablolar bu sayfada açıktır; PDF aynı içeriği taşır.
Liste nasıl seçildi?
Kelimeler YDS Matik uygulamasındaki YDS sınav sözcükleri listesinden alındı: her türün listesindeki ilk 50 kelime.
Bu liste ÖSYM'nin çıkmış kelimelerini ya da bir kelimenin sınavlarda ne sıklıkta geçtiğini göstermez. ÖSYM'nin 2026 YDS ve YÖKDİL kılavuzlarında bilinmesi gereken bir kelime sayısı ya da resmî bir kelime listesi de yer almaz; bu liste örnek bir derlemedir.
İsimler (50)
| Kelime | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| strike | grev; vuruş | The rail workers are on strike. | Demiryolu işçileri grevde. |
| election | seçim | The party lost the election despite leading in every poll. | Parti, her ankette önde olmasına karşın seçimi kaybetti. |
| precaution | önlem, tedbir | Farmers took every precaution against the coming frost. | Çiftçiler yaklaşan dona karşı her türlü önlemi aldı. |
| promise | söz, vaat | A politician who breaks a promise rarely wins a second term. | Sözünü tutmayan bir siyasetçi ikinci dönemi nadiren kazanır. |
| doubt | şüphe, kuşku | I have no doubt that you will succeed. | Başaracağına dair hiçbir şüphem yok. |
| dependence | bağımlılık | The economy's dependence on silver exports is a serious risk. | Ekonominin gümüş ihracatına bağımlılığı ciddi bir risktir. |
| approval | onay, uygun bulma | The manager gave his approval. | Yönetici onayını verdi. |
| confusion | karışıklık, kafa karışıklığı | The sudden change of platform caused confusion among the passengers. | Peronun ani değişmesi yolcular arasında karışıklığa yol açtı. |
| expression | ifade, deyiş | Freedom of expression is protected by the constitution. | İfade özgürlüğü anayasayla korunur. |
| contribution | katkı | Her research made a lasting contribution to the field of genetics. | Araştırması genetik alanına kalıcı bir katkı sundu. |
| involvement | katılım, dahil olma; karışma | His involvement in the scandal ended his career. | Skandala karışması kariyerini bitirdi. |
| reference | referans, atıf | The author makes no reference to the earlier study in his book. | Yazar kitabında önceki çalışmaya hiç atıfta bulunmuyor. |
| management | yönetim | Poor management, not a lack of funding, caused the company to fail. | Şirketin batmasına fon eksikliği değil, kötü yönetim yol açtı. |
| arrangement | düzenleme, ayarlama | We have made all the arrangements for the conference. | Konferans için tüm düzenlemeleri yaptık. |
| competition | rekabet, yarışma | We face tough competition from China. | Çin'den gelen sert bir rekabetle karşı karşıyayız. |
| purchase | satın alma | Keep your receipt as proof of purchase. | Satın alma belgesi olarak fişinizi saklayın. |
| custom | gelenek, görenek | Shaking hands on meeting is an old custom in many cultures. | Tanışırken el sıkışmak birçok kültürde eski bir gelenektir. |
| accommodation | konaklama, barınma | The university provides accommodation for first-year students. | Üniversite birinci sınıf öğrencilerine konaklama sağlar. |
| departure | ayrılış, kalkış; sapma, kopuş | His resignation marked a sharp departure from the party's traditions. | İstifası, partinin geleneklerinden keskin bir kopuşa işaret etti. |
| opposition | muhalefet, karşıtlık | The new tax faced strong opposition. | Yeni vergi güçlü bir muhalefetle karşılaştı. |
| reason | sebep; akıl | The reason for the delay is bad weather. | Gecikmenin nedeni kötü havadır. |
| disappointment | hayal kırıklığı | The movie was a big disappointment. | Film büyük bir hayal kırıklığıydı. |
| suggestion | öneri | May I make a suggestion about the seating plan? | Oturma planı hakkında bir öneride bulunabilir miyim? |
| denial | inkâr, reddetme | He is in denial about his addiction. | Bağımlılığı konusunda inkâr içinde. |
| performance | performans, icra | Regular feedback improves employee performance considerably. | Düzenli geri bildirim çalışan performansını hatırı sayılır ölçüde artırır. |
| application | başvuru; uygulama | Your application for the scholarship must reach us by Friday. | Burs başvurunuz cuma gününe kadar bize ulaşmalı. |
| responsibility | sorumluluk | No one was willing to take responsibility for the error. | Kimse hata için sorumluluk almaya istekli değildi. |
| vacancy | boş kadro; boş oda | The hotel had no vacancy during the festival. | Otelde festival boyunca boş oda yoktu. |
| opinion | görüş, fikir | In my opinion, this is a bad idea. | Benim fikrime göre, bu kötü bir fikir. |
| assessment | değerlendirme | The damage assessment is complete. | Hasar değerlendirmesi tamamlandı. |
| appointment | randevu; atama | I have an appointment with the dentist at three. | Üçte dişçiyle randevum var. |
| agreement | anlaşma, uzlaşma | They signed a trade agreement. | Ticaret anlaşması imzaladılar. |
| event | olay, etkinlik | In the event of a power cut, the generator starts automatically. | Elektrik kesintisi hâlinde jeneratör otomatik olarak çalışır. |
| ability | yetenek, kabiliyet | She has the ability to learn fast. | Hızlı öğrenme yeteneğine sahip. |
| verse | dize, şiir | He could recite every verse of the poem from memory. | Şiirin her dizesini ezberden okuyabiliyordu. |
| topic | konu | The topic of the meeting is sales. | Toplantının konusu satışlardır. |
| admiration | hayranlık | She earned the admiration of her colleagues for her honesty. | Dürüstlüğüyle meslektaşlarının hayranlığını kazandı. |
| illusion | yanılsama, illüzyon | The oasis was just an optical illusion. | Vaha yalnızca optik bir yanılsamaydı. |
| destiny | kader, yazgı | They believed that nations control their own destiny. | Ulusların kendi kaderlerini yönettiğine inanıyorlardı. |
| compulsion | zorlama; karşı konulmaz istek, dürtü | She felt a strange compulsion to check the lock again. | Kilidi bir kez daha kontrol etmek için tuhaf bir dürtü hissetti. |
| potential | potansiyel | The young player has enormous potential but needs discipline. | Genç oyuncunun muazzam bir potansiyeli var ama disipline ihtiyacı var. |
| preference | tercih | Most respondents expressed a clear preference for online lessons. | Katılımcıların çoğu çevrimiçi dersler için açık bir tercih belirtti. |
| significance | önem, anlamlılık | The discovery is of great significance to medical research. | Bu keşif tıbbi araştırmalar için büyük önem taşıyor. |
| disturbance | rahatsızlık, bozulma | Even a small disturbance can ruin a bird's nesting season. | Küçük bir rahatsızlık bile bir kuşun yuvalanma dönemini bozabilir. |
| reversal | tersine dönme, geri çevirme | The court's decision marked a complete reversal of earlier policy. | Mahkemenin kararı önceki politikanın tam tersine dönmesine işaret etti. |
| conflict | çatışma, uyuşmazlık | The conflict between the two countries lasted ten years. | İki ülke arasındaki çatışma on yıl sürdü. |
| decision | karar | The board took several days to make a final decision. | Kurulun nihai kararı vermesi birkaç gün sürdü. |
| wonder | harika şey; merak | The Great Pyramid is one of the wonders of the ancient world. | Büyük Piramit, antik dünyanın harikalarından biridir. |
| invention | icat, buluş | The invention of the printing press transformed European society. | Matbaanın icadı Avrupa toplumunu dönüştürdü. |
| survival | hayatta kalma | Access to clean water is essential for the survival of the village. | Temiz suya erişim köyün hayatta kalması için zorunludur. |
Sıfatlar (50)
| Kelime | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| competent | yetkin, ehil | Only a competent engineer should sign off on the design. | Tasarımı yalnızca yetkin bir mühendis onaylamalı. |
| sensible | mantıklı, makul | Taking notes is a sensible habit. | Not almak mantıklı bir alışkanlıktır. |
| rapid | hızlı | The region has undergone rapid industrial growth since 2000. | Bölge 2000'den bu yana hızlı bir sanayi büyümesi yaşadı. |
| faithful | sadık, vefalı | The translation is faithful to the original text. | Çeviri orijinal metne sadıktır. |
| considerable | hatırı sayılır, önemli ölçüde | The project required a considerable amount of money. | Proje hatırı sayılır miktarda para gerektirdi. |
| suitable | uygun, elverişli | The film is not suitable for children under twelve. | Film on iki yaş altındaki çocuklar için uygun değil. |
| influential | etkili, nüfuzlu | She became the most influential critic of her generation. | Kendi kuşağının en etkili eleştirmeni oldu. |
| punctual | dakik | Employees are expected to be punctual for every meeting. | Çalışanların her toplantıya dakik gelmesi beklenir. |
| variable | değişken | Rainfall in the region is highly variable from year to year. | Bölgedeki yağış yıldan yıla büyük ölçüde değişkendir. |
| detailed | ayrıntılı | Give me a detailed report. | Bana ayrıntılı bir rapor ver. |
| thorough | kapsamlı, titiz | The police conducted a thorough search. | Polis titiz ve kapsamlı bir arama yürüttü. |
| sufficient | yeterli | The evidence was not sufficient to secure a conviction. | Kanıtlar bir mahkûmiyet sağlamak için yeterli değildi. |
| steady | istikrarlı, sabit | Demand for the product has remained steady throughout the year. | Ürüne olan talep yıl boyunca istikrarlı kaldı. |
| considerate | düşünceli, saygılı | It was considerate of you to warn us about the delay. | Gecikme konusunda bizi uyarman düşünceliydi. |
| familiar | tanıdık, aşina | Most students are already familiar with this formula. | Öğrencilerin çoğu bu formülü zaten biliyor. |
| watchful | dikkatli, tetikte | The children played under the watchful eye of their teacher. | Çocuklar öğretmenlerinin dikkatli gözü altında oynadı. |
| confident | kendinden emin; emin | The researchers are confident that the results can be repeated. | Araştırmacılar sonuçların yinelenebileceğinden emin. |
| virtuous | erdemli | The novel portrays a virtuous man ruined by a corrupt system. | Roman, bozuk bir düzenin mahvettiği erdemli bir adamı betimliyor. |
| forgiving | bağışlayıcı, affedici | He proved unusually forgiving towards those who betrayed him. | Kendisine ihanet edenlere karşı alışılmadık ölçüde affedici olduğunu gösterdi. |
| forceful | güçlü, etkileyici | The lawyer made a forceful argument for the defendant's release. | Avukat, sanığın serbest bırakılması için güçlü bir argüman öne sürdü. |
| genuine | gerçek, samimi | His concern for the refugees appeared entirely genuine. | Mültecilere yönelik kaygısı tümüyle samimi görünüyordu. |
| skillful | becerikli, hünerli | A skillful negotiator can turn a deadlock into an agreement. | Becerikli bir müzakereci bir tıkanıklığı anlaşmaya çevirebilir. |
| extravagant | savurgan, aşırı | The council was criticised for its extravagant spending. | Belediye meclisi savurgan harcamaları yüzünden eleştirildi. |
| current | güncel, mevcut | The current regulations do not cover electric scooters. | Mevcut düzenlemeler elektrikli scooterları kapsamıyor. |
| nervous | gergin, endişeli | She felt nervous about speaking in front of the whole faculty. | Bütün fakültenin önünde konuşmak konusunda gergin hissetti. |
| sensitive | hassas, duyarlı | Photographic film is extremely sensitive to light. | Fotoğraf filmi ışığa aşırı derecede duyarlıdır. |
| reliable | güvenilir | This is a highly reliable aircraft. | Bu son derece güvenilir bir uçaktır. |
| selfish | bencil | It was selfish of him to keep the discovery to himself. | Keşfi kendine saklaması bencilceydi. |
| enthusiastic | istekli, coşkulu | The audience was enthusiastic about the new production. | İzleyici yeni yapım konusunda coşkuluydu. |
| comprehensive | kapsamlı | The book offers a comprehensive survey of Ottoman architecture. | Kitap, Osmanlı mimarlığının kapsamlı bir incelemesini sunuyor. |
| relevant | ilgili, konuyla bağlantılı | Please include only information relevant to the application. | Lütfen yalnızca başvuruyla ilgili bilgileri ekleyin. |
| indifferent | ilgisiz, kayıtsız | Voters seemed largely indifferent to the debate. | Seçmenler tartışmaya büyük ölçüde kayıtsız görünüyordu. |
| convenient | uygun, kullanışlı | Would Thursday morning be a convenient time for you? | Perşembe sabahı sizin için uygun bir zaman olur mu? |
| temporary | geçici | The bridge is only a temporary solution to the traffic problem. | Köprü trafik sorununa yalnızca geçici bir çözümdür. |
| vital | hayati, çok önemli | Fresh water is vital for life. | Tatlı su yaşam için hayati önem taşır. |
| probable | olası, muhtemel | A further rise in interest rates now seems probable. | Faiz oranlarında yeni bir artış artık olası görünüyor. |
| contemporary | çağdaş | She enjoys contemporary art. | Çağdaş sanattan hoşlanır. |
| urgent | acil | The letter was marked urgent but nobody opened it. | Mektupta 'acil' yazıyordu ama kimse açmadı. |
| superficial | yüzeysel | His knowledge of the subject turned out to be rather superficial. | Konuya dair bilgisinin oldukça yüzeysel olduğu anlaşıldı. |
| adult | yetişkin | Adult tickets cost twice as much as children's tickets. | Yetişkin biletleri çocuk biletlerinin iki katı fiyatındadır. |
| competitive | rekabetçi | University admission has become increasingly competitive. | Üniversiteye giriş giderek daha rekabetçi hâle geldi. |
| coherent | tutarlı, anlaşılır | The minister failed to give a coherent explanation. | Bakan tutarlı bir açıklama yapamadı. |
| precise | kesin, tam | We still do not know the precise cause of the failure. | Arızanın kesin nedenini hâlâ bilmiyoruz. |
| widespread | yaygın | The reform met widespread support among teachers. | Reform öğretmenler arasında yaygın destek gördü. |
| hostile | düşmanca; elverişsiz | The environment on Mars is extremely hostile. | Mars'taki ortam yaşama son derece elverişsizdir. |
| sustainable | sürdürülebilir | The city is investing in sustainable public transport. | Şehir sürdürülebilir toplu taşımaya yatırım yapıyor. |
| secular | laik, dünyevi | Turkey has a secular system of public education. | Türkiye'nin laik bir kamu eğitim sistemi vardır. |
| restrictive | kısıtlayıcı | Critics say the new rules are unnecessarily restrictive. | Eleştirmenler yeni kuralların gereksiz ölçüde kısıtlayıcı olduğunu söylüyor. |
| desperate | çaresiz, umutsuz | The villagers were desperate for clean drinking water. | Köylüler temiz içme suyu için çaresiz durumdaydı. |
| preventive | önleyici | Preventive care reduces long-term hospital costs. | Önleyici bakım uzun vadeli hastane maliyetlerini azaltır. |
Fiiller (50)
| Kelime | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| apologize | özür dilemek | The airline apologized to passengers for the long delay. | Havayolu uzun gecikme için yolculardan özür diledi. |
| conclude | sonuca varmak; bitirmek | The researchers concluded that the drug had no lasting effect. | Araştırmacılar ilacın kalıcı bir etkisi olmadığı sonucuna vardı. |
| quarrel | kavga etmek, tartışmak | The two brothers often quarrel over money. | İki kardeş sık sık para yüzünden tartışır. |
| contrast | karşıtlık oluşturmak | The black and white colours contrast nicely. | Siyah ve beyaz renkler güzel bir zıtlık oluşturuyor. |
| blame | suçlamak | Nobody should blame the driver for the accident. | Kimse kaza için sürücüyü suçlamamalı. |
| contest | itiraz etmek; yarışmak | The company contested the ruling in a higher court. | Şirket karara üst mahkemede itiraz etti. |
| persuade | ikna etmek | I tried to persuade him to join us. | Bize katılması için onu ikna etmeye çalıştım. |
| inherit | miras almak | He inherited a fortune from his grandfather. | Büyükbabasından bir servet miras aldı. |
| engage | meşgul etmek; katılmak | The university engages in research on renewable fuels. | Üniversite yenilenebilir yakıtlar üzerine araştırma yürütüyor. |
| demonstrate | göstermek, kanıtlamak | The technician demonstrated how to fix the engine. | Teknisyen motorun nasıl tamir edileceğini uygulamalı gösterdi. |
| distribute | dağıtmak | The products are distributed globally. | Ürünler küresel olarak dağıtılır. |
| publish | yayımlamak | He wants to publish his own book. | Kendi kitabını yayımlamak istiyor. |
| contain | içermek | The soil contains unusually high levels of iron. | Toprak alışılmadık ölçüde yüksek düzeyde demir içeriyor. |
| depart | ayrılmak, kalkmak | The last train departs from platform four at midnight. | Son tren gece yarısı dört numaralı perondan kalkar. |
| employ | istihdam etmek; kullanmak | The company will employ new technicians. | Şirket yeni teknisyenleri işe alacak. |
| require | gerektirmek | The procedure requires the patient to fast for eight hours. | İşlem, hastanın sekiz saat aç kalmasını gerektiriyor. |
| respect | saygı duymak | Everyone should respect other people's privacy. | Herkes başkalarının mahremiyetine saygı duymalıdır. |
| refuse | reddetmek | He refused to answer any further questions. | Başka hiçbir soruyu yanıtlamayı reddetti. |
| challenge | meydan okumak; sorgulamak | He challenged the champion. | Şampiyona meydan okudu. |
| expect | beklemek, ummak | We expect the committee to reach a decision by Friday. | Komitenin cuma gününe kadar bir karara varmasını bekliyoruz. |
| claim | iddia etmek; talep etmek | You can claim your refund here. | Para iadenizi buradan talep edebilirsiniz. |
| regard | saymak, addetmek | Many critics regard the novel as her finest work. | Birçok eleştirmen romanı onun en iyi eseri olarak görüyor. |
| include | içermek, dahil etmek | The fee includes accommodation but not travel. | Ücret konaklamayı kapsıyor ama yolculuğu kapsamıyor. |
| prefer | tercih etmek | Most students prefer studying at home to using the library. | Öğrencilerin çoğu kütüphaneyi kullanmaktansa evde çalışmayı yeğliyor. |
| object | itiraz etmek | Local residents objected to the building of the new road. | Yerel sakinler yeni yolun yapımına itiraz etti. |
| establish | kurmak; kanıtlamak | The society was established in 1897 by a group of teachers. | Dernek 1897'de bir grup öğretmen tarafından kuruldu. |
| preserve | korumak, muhafaza etmek | We must preserve historical buildings. | Tarihî binaları korumalıyız. |
| raise | yükseltmek, artırmak; yetiştirmek | The company raised its prices. | Şirket fiyatlarını artırdı. |
| restore | eski hâline getirmek, onarmak | Electricity was restored to the village after three days. | Köye elektrik üç gün sonra yeniden verildi. |
| spoil | bozmak; şımartmak | The milk spoiled because it was left outside. | Süt dışarıda bırakıldığı için bozuldu. |
| insist | ısrar etmek | She insisted on paying for the meal herself. | Yemeğin parasını kendisinin ödemesi konusunda ısrar etti. |
| complain | şikâyet etmek | Several tenants complained to the landlord about the heating. | Birkaç kiracı ısıtma konusunda ev sahibine şikâyette bulundu. |
| reply | cevap vermek | He never replied to any of my letters. | Mektuplarımın hiçbirine cevap vermedi. |
| inform | bilgilendirmek | Please inform the office of any change of address. | Lütfen adres değişikliğini ofise bildirin. |
| explain | açıklamak | The teacher explained the rule to the class again. | Öğretmen kuralı sınıfa yeniden açıkladı. |
| reach | ulaşmak, varmak | The climbers reached the summit shortly after dawn. | Dağcılar zirveye şafaktan kısa süre sonra ulaştı. |
| expand | genişlemek, büyümek | The business expanded rapidly into the Asian market. | İşletme Asya pazarına hızla yayıldı. |
| explore | keşfetmek, araştırmak | They hired a guide to explore the jungle. | Ormanı keşfetmek için bir rehber tuttular. |
| exceed | aşmak, geçmek | Costs exceeded the original estimate by nearly a third. | Maliyetler ilk tahmini neredeyse üçte bir oranında aştı. |
| disturb | rahatsız etmek | Please do not disturb the nesting birds. | Lütfen yuvadaki kuşları rahatsız etmeyin. |
| deceive | aldatmak, kandırmak | He deceived his partners for money. | Para için ortaklarını kandırdı. |
| influence | etkilemek | Social media can influence the way teenagers think. | Sosyal medya, gençlerin düşünme biçimini etkileyebilir. |
| compel | zorlamak, mecbur etmek | The evidence compelled the jury to find him guilty. | Kanıtlar jüriyi onu suçlu bulmaya zorladı. |
| encourage | teşvik etmek, cesaretlendirmek | The teacher encouraged the students. | Öğretmen öğrencileri cesaretlendirdi. |
| prevent | önlemek, engellemek | The fence prevents deer from entering the orchard. | Çit, geyiklerin meyve bahçesine girmesini engelliyor. |
| occupy | işgal etmek; meşgul etmek; (zamanını) almak | Writing reports occupies most of her working day. | Rapor yazmak iş gününün çoğunu alıyor. |
| place | yerleştirmek, koymak | She placed the vase carefully on the top shelf. | Vazoyu üst rafa dikkatle yerleştirdi. |
| inhabit | yaşamak, ikamet etmek | Only a few hundred people inhabit the island in winter. | Kışın adada yalnızca birkaç yüz kişi yaşıyor. |
| discover | keşfetmek | Astronomers discovered the comet using an amateur telescope. | Gökbilimciler kuyruklu yıldızı amatör bir teleskopla keşfetti. |
| survey | anket yapmak; incelemek | The team surveyed 500 households about their internet use. | Ekip, internet kullanımı konusunda 500 haneye anket uyguladı. |
Zarflar (50)
| Kelime | Türkçe anlam | Örnek cümle | Çevirisi |
|---|---|---|---|
| decisively | kararlı bir biçimde | The government acted decisively to contain the outbreak. | Hükûmet salgını sınırlamak için kararlı biçimde hareket etti. |
| regularly | düzenli olarak | Patients are advised to have their blood pressure checked regularly. | Hastalara tansiyonlarını düzenli olarak ölçtürmeleri önerilir. |
| reluctantly | isteksizce | She reluctantly agreed to postpone the trip. | Geziyi ertelemeyi isteksizce kabul etti. |
| specially | özellikle, özel olarak | The software was specially designed for visually impaired users. | Yazılım özellikle görme engelli kullanıcılar için tasarlandı. |
| elaborately | ayrıntılı biçimde, özenle | The manuscript is elaborately decorated with gold leaf. | El yazması altın varakla ayrıntılı biçimde süslenmiştir. |
| completely | tamamen | The old bridge was completely destroyed by the flood. | Eski köprü sel tarafından tamamen yıkıldı. |
| sensibly | mantıklı biçimde | He sensibly kept a copy of every document. | Akıllıca davranıp her belgenin bir kopyasını sakladı. |
| consequently | sonuç olarak | The harvest failed; consequently, food prices doubled. | Hasat başarısız oldu; sonuç olarak gıda fiyatları iki katına çıktı. |
| nervously | gergin biçimde | The candidate glanced nervously at the clock. | Aday gergin biçimde saate göz attı. |
| reliably | güvenilir biçimde | The device works reliably even at low temperatures. | Cihaz düşük sıcaklıklarda bile güvenilir biçimde çalışıyor. |
| generously | cömertçe | Local businesses contributed generously to the appeal. | Yerel işletmeler yardım çağrısına cömertçe katkıda bulundu. |
| unusually | alışılmadık biçimde | The winter was unusually mild across the whole region. | Kış bütün bölgede alışılmadık ölçüde ılıman geçti. |
| properly | düzgün biçimde, gerektiği gibi | The equipment will not work unless it is properly installed. | Ekipman gerektiği gibi kurulmadıkça çalışmaz. |
| inevitably | kaçınılmaz olarak | Such rapid growth inevitably brings environmental costs. | Bu kadar hızlı bir büyüme kaçınılmaz olarak çevresel maliyetler getirir. |
| satisfactorily | tatmin edici biçimde | None of the witnesses could explain the delay satisfactorily. | Tanıkların hiçbiri gecikmeyi tatmin edici biçimde açıklayamadı. |
| previously | daha önce | The site had previously been used as a military depot. | Alan daha önce askerî bir depo olarak kullanılmıştı. |
| rapidly | hızla | The city's population is growing rapidly. | Şehrin nüfusu hızla artıyor. |
| seriously | ciddi biçimde | The drought has seriously affected this year's yield. | Kuraklık bu yılın verimini ciddi biçimde etkiledi. |
| extremely | aşırı derecede | Working at that altitude is extremely dangerous. | O yükseklikte çalışmak son derece tehlikelidir. |
| terribly | korkunç derecede | I am terribly sorry for the confusion. | Karışıklık için son derece üzgünüm. |
| reasonably | makul biçimde | The instructions are reasonably clear for a first-time user. | Talimatlar ilk kez kullanan biri için makul ölçüde açık. |
| eventually | sonunda, eninde sonunda | After several attempts, they eventually reached the summit. | Birkaç denemeden sonra sonunda zirveye ulaştılar. |
| increasingly | giderek artan biçimde | Employers are increasingly demanding digital skills. | İşverenler giderek artan biçimde dijital beceri talep ediyor. |
| doubtfully | şüpheyle | He looked doubtfully at the figures on the screen. | Ekrandaki sayılara şüpheyle baktı. |
| adequately | yeterli biçimde | The staff were not adequately trained for the emergency. | Personel acil durum için yeterli biçimde eğitilmemişti. |
| hardly | neredeyse hiç, zar zor | I can hardly hear you; the line is very bad. | Seni zar zor duyuyorum; hat çok kötü. |
| enormously | muazzam ölçüde | The project benefited enormously from local volunteers. | Proje yerel gönüllülerden muazzam ölçüde yararlandı. |
| immensely | son derece | The exhibition proved immensely popular with families. | Sergi ailelerde son derece popüler oldu. |
| simultaneously | eş zamanlı olarak | The signal was broadcast simultaneously in five languages. | Sinyal eş zamanlı olarak beş dilde yayınlandı. |
| alternatively | alternatif olarak | You may submit the form online; alternatively, you can post it. | Formu çevrimiçi gönderebilirsiniz; alternatif olarak postayla da yollayabilirsiniz. |
| fluently | akıcı biçimde | He speaks four languages fluently. | Dört dili akıcı biçimde konuşuyor. |
| hopefully | umarım, umutla | Hopefully, the repairs will be finished before the rain starts. | Umarım onarımlar yağmur başlamadan bitmiş olur. |
| widely | geniş çapta | The technique is now widely used in modern surgery. | Teknik artık modern cerrahide geniş çapta kullanılıyor. |
| sensitively | duyarlı biçimde | The journalist handled the interview sensitively. | Gazeteci röportajı duyarlı biçimde yürüttü. |
| traditionally | geleneksel olarak | Bread was traditionally baked in a communal oven. | Ekmek geleneksel olarak ortak bir fırında pişirilirdi. |
| suitably | uygun biçimde | Applicants must be suitably qualified for the post. | Başvuranlar, görev için gereken niteliklere sahip olmalıdır. |
| notably | özellikle, dikkat çekici biçimde | Several countries, notably Norway, opposed the proposal. | Birkaç ülke, özellikle Norveç, öneriye karşı çıktı. |
| markedly | belirgin biçimde | Results differed markedly between the two groups. | Sonuçlar iki grup arasında belirgin biçimde farklılaştı. |
| mutually | karşılıklı olarak | The two explanations are not mutually exclusive. | İki açıklama karşılıklı olarak birbirini dışlamaz. |
| exactly | tam olarak | That is exactly the point the author is making. | Yazarın yaptığı nokta tam olarak budur. |
| heavily | ağır biçimde, yoğun olarak | The country relies heavily on imported energy. | Ülke ithal enerjiye ağır biçimde bağımlıdır. |
| currently | şu anda, hâlihazırda | The museum is currently closed for restoration. | Müze şu anda restorasyon için kapalıdır. |
| profoundly | derinden | The experience profoundly changed his view of medicine. | Bu deneyim tıbba bakışını derinden değiştirdi. |
| likely | muhtemelen | The meeting will most likely be postponed until next week. | Toplantı büyük olasılıkla gelecek haftaya ertelenecek. |
| truly | gerçekten | Only a few of these paintings are truly original. | Bu tabloların yalnızca birkaçı gerçekten orijinaldir. |
| ideally | ideal olarak | Ideally, the samples should be tested within two hours. | İdeal olarak örnekler iki saat içinde test edilmelidir. |
| partially | kısmen | The tunnel remains partially blocked by debris. | Tünel enkazla kısmen kapalı durumda. |
| fairly | oldukça; adil biçimde | The instructions were fairly easy to follow. | Talimatları izlemek oldukça kolaydı. |
| secretly | gizlice | The documents were secretly copied before the raid. | Belgeler baskından önce gizlice kopyalandı. |
| suddenly | aniden | The engine suddenly cut out halfway across the lake. | Motor gölün ortasında aniden durdu. |
PDF · 11 sayfa · 433 KB. Ücretsiz, üyelik gerekmez.
YDS kelimeleri nasıl çalışılır?
Kelimeyi tek başına ezberlemek yerine örnek cümlesiyle ve aralıklı tekrarla çalışmak daha kalıcıdır.
- Listeden her gün küçük bir bölüm seç. Önce Türkçe anlamına bakma; kelimeyi örnek cümlenin içinde anlamaya çalış.
- Anlamı kontrol et ve kelimeyi kendi cümlenle yeniden yaz.
- Aynı kelimelere ertesi gün, üç gün sonra ve bir hafta sonra yeniden bak. Bildiklerini ayır, zorlandıklarını daha sık tekrarla.
- Aynı kökten gelen kelimeleri birlikte çalış; kök ve ek tablosu bunun için işine yarar.
Aralıklı tekrarı elle takip etmek zahmetlidir. YDS Matik'te kelime kartlarında zorlandığın kelime yeniden önüne gelir.
Sık sorulanlar
YDS'de kaç kelime bilmek gerekir?
ÖSYM'nin 2026 kılavuzunda bunun için bir sayı ya da resmî kelime listesi yer almaz. 2026 YDS kılavuzuna göre sınav sözcük bilgisi, dil bilgisi, çeviri ve okuduğunu anlamayı ölçer; kelime bilgisi bunun yalnızca bir parçasıdır. Önemli olan kelimeleri cümle içinde tanıyabilmendir.
Bu liste ÖSYM'nin çıkmış kelimeleri mi?
Bunu iddia etmiyoruz. Listede çıkmış kelime ya da çıkma sıklığı bilgisi yoktur; YDS Matik'teki YDS sınav sözcükleri listesinden alınmış örnek bir derlemedir.
PDF ücretsiz mi? Üye olmam gerekir mi?
PDF ücretsizdir; üyelik, e-posta adresi ya da giriş gerekmez. İndirme düğmesine basman yeterli.
Listenin tamamı nerede?
Burada 200 kelime var. YDS Matik uygulamasında 4.612 kelime kartı bulunur; kartlar aralıklı tekrarla çalıştırılır ve uygulama internetsiz de çalışır.
YDS kelimelerini nasıl ezberlerim?
Kelimeyi tek başına değil, örnek cümlesiyle öğren ve aynı kelimelere belirli aralıklarla geri dön. Bildiklerini ayırıp zorlandıklarını daha sık tekrarlamak, hepsini her gün baştan çalışmaktan daha verimlidir.
Kaynaklar
- ÖSYM · 2026-YDS/2 Kılavuz ve Başvuru Bilgileri(yeni sekmede açılır)
- ÖSYM · 2026-YÖKDİL/2 Kılavuz ve Başvuru Bilgileri(yeni sekmede açılır)
Kelime, phrasal verb, kök-ek ve deyim listeleri YDS Matik uygulamasının içeriğinden; konu tabloları ve örnek cümleleri YDS Matik için ayrıca hazırlandı. Hiçbirinin ÖSYM sınavlarında çıktığı ya da ne sıklıkta çıktığı iddia edilmez; sınav kuralları için ÖSYM'nin güncel kılavuzlarına bak.
Diğer kaynaklar
- Phrasal verbs
YDS phrasal verbs listesi PDF: 76 madde
76 phrasal verb ve fiil kalıbı, fiile göre gruplanmış: anlam, örnek cümle ve çeviri.76 YDS Phrasal Verbs Listesini İncelePDF · 5 sayfa · 221 KB - Kökler ve ekler
YDS kökler ve ekler: 60 kök, 110 son ek
60 kök ve 110 son ek, örnek kelime ve Türkçesiyle; kök-ek yöntemiyle anlam tahmini.YDS Kökler ve Ekler Tablosunu GörPDF · 8 sayfa · 395 KB
İlgili rehber yazıları
- Çalışma planı
YDS'ye nasıl çalışılır? Hafta hafta hazırlık planı
Hedefini belirle, 12 haftalık örnek planla kelime, gramer, okuma ve denemeyi dengele. - Soru tipleri
YDS soru tipleri: 80 soruda seni neler bekliyor?
Kelime, gramer, cloze test, çeviri, okuma ve paragraf soruları: her tip ne ölçer ve nasıl çözülür.